Michael Jordan neden modern zamanların en büyük basketbolcusu?

Michael Jordan neden hala bu kadar övgüyle bahsedildiğini bir türlü anlayamıyor musunuz? Oyun stili günümüze kıyasla basit mi geliyor? Neden LeBron James bile hala onun gerisinde görülüyor? İşte bunları açıklayan bir yazı.

not: bu mevzuda sosyal medyada inanılmaz polemikler dönüyor, farkındayım. amacım kesinlikle polemik değil. naçizane kendi düşüncelerimi yazmak istedim.

michael jordan… ligi ve basketbolu bambaşka bir seviyeye çıkaran insan. ondan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.

– onun yüzünden birçok efsane basketbolcu yüzük kazanamadı. sadece yüzük kazanabilmek için michael jordan’dan sonra proje takımlara giden basketbolcular oldu.

– döneminde 3 saniye kuralı yoktu. savunma kısmı ana baba günü gibiydi. bu sebeple toplar kapıldığı zaman fastbreak şekilde atağa kalkma taktiği gelişti. jordan’ın ilk yıllarına bakarsanız topu kaptığı an büyük bir patlama yaparak karşı potaya doğru giderdi. bu sebeple birçok videosunda dikkat ettiyseniz jordan devamlı boş smaç basar. bazı yeni yetme arkadaşlar bu videoları izlerken “ne var lan bunda? bomboş potaya artistik smaç basıyor.” diyebilir ama pozisyonun öncesini izlerseniz yüksek ihtimalle pozisyon jordan’a altın tepside gelmemiştir. jordan kendi pozisyonunu topu kazanarak kendi yaratmıştır.

– bir de bu üç saniye kuralının olmayışının şöyle bir garip noktası da var. herkes içeride kütük gibi beklediği için içeri penetre etme şansınız bayağı düşük. özellikle dönemin savunma anlayışı aşırı sert. birçok pozisyona faul çalınmıyor. teknik faul çalınma oranı da inanılmaz düşük. yani içeri gelene tekme tokat girişiliyor resmen ama michael jordan’ı bu şekilde bile durduramıyorlar. adam içeri resmen öyle bir patlayıcı güçle giriyor ki tekme tokat dalınmasına rağmen pozisyonu hayvani bir smaçla ya da ters turnikeyle ya da herhangi bir şekilde bitirebiliyor. bazı zamanlar ise daha da komik durumlar yaşanıyor. bütün takım michael’e saldırıyor. evet saldırıyor diyorum çünkü bunun adı savunma olamaz. bildiğin adama saldırıyorlar. buna rağmen bütün takımın üstünden smaç bırakabiliyor adam. hem de bir iki kez değil, bayağı hayvani bir skoru var adamın bu şekilde.

Michael Jordan neden modern zamanların en büyük basketbolcusu?

tabii michael jordan lige girdiği gibi hemen yüzükleri kazanmıyor

yani yine ligin içinden geçiyor, playoff serisinde sayı rekorlarını kırıyor. hem de o dönemin boston’ı karşısında. yani adam rakip falan tanımıyor. bird, magic vs. falan fark etmez… herif dikine dikine gidiyor ama devamlı bir yerlerde eleniyorlar. fundamental’ı bayağı gelişiyor bu arada derken bu sefer de araya bad boys pistons giriyor. 3 sene adamın ağzını yüzünü dağıtıyorlar resmen. jordan rules diye bir bok çıkıyor ortaya, komedi filmi gibi. hani jordan rules deyince aklınıza “michael’ı şöyle sıkıştıracağız, böyle top kullandırtmayacağız, yeni bir taktik savunma anlayışı geliştireceğiz” gibi bir şey gelmesin. bu nane bildiğin jordan’a tekme tokat dalmak üzerine. en son nba olaya el atıyor yani ama bu mükemmel bir şey aslında. jordan buradan dersler çıkarıp, fiziksel gelişimine de bayağı asılıyor ve en sonunda durdurulamaz bir şey çıkıyor ortaya. finalde roller değişiyor. bu sefer jordan, detroit’i dövmeye başlıyor. hem de bir kişi falan değil. bütün takıma bilenmiş herif. önüne kim gelirse yıkıp geçiyor. adamın gözlerinden volkanlar fışkırıyor resmen.

bu adamı diğerlerinden ayıran en büyük özellik ise bitmeyen hırsı

arkadaşlar three peat yapmak ne demek siz biliyor musunuz? yani bunun için inanılmaz bir mental özelliğiniz olması lazım. her sene bir önceki seneden daha zor geçer. insanda doymuşluk hissi oluşur. e hadi michael bir şekilde kendini ateşler diyelim ama bu sefer de takım arkadaşları doymuşluğa ulaşır. koç doymuşluğa ulaşır vs yani. herkese bir rehavet çöker. işte tam burada jordan sazı eline alıyor ve kimsenin rehavete girmesine izin vermiyor.

– tabii bunu yapmak kolay değil. yani rica minnet böyle bir şey yaptıramazsın değil mi sonuçta? michael bunu başarabilmek için her türlü baskıyı ve zorbalığı yapmaktan geri durmamıştır. bu sebeple de buradan devamlı eleştirilmiştir. hani birkaç şey saysak yeter aslında:

– sabahın köründe milleti kaldırıp, antrenman yaptırmak.
– takım arkadaşlarıyla dalga geçmek
– yeri gelince hakaret etmek.
– yeri gelince yumruk atmak.
– performansını beğenmediği adamı takımdan attırmaya çalışmak. onu soyutlamak, yalnız kalmasını sağlamak vs.

daha da bir sürü şey vardır.

Süper Mario Jardel ve dibe çöküş hikayesi! Mario Jardel’in Eski Eşi Karen ile Yaşadıklarının Ardından Paramparça Olan Hayatı

peki sonuç?

arka arkaya gelen üç şampiyonluk ve jordan’ın basketbolu bırakışı. burada jordan’ı anlamak lazım. “yani babamın hayaliydi beyzbol oynayacağım ben” gibi bir şey değil bu sadece. tükendi herif üç senenin sonunda. şu an herhangi bir basketbolcu şöyle bir üç sene geçirsin kariyerinde (hani geçiremez de örneğin diyorum ben.) üstüne de babası ölsün, yok kumar haberleri çıksın, yok magazinel malzeme olsun vs. hatta bunların hiçbiri olmasın ya sadece jordan usulü three peat yapsın yeter. yüksek ihtimalle dördüncü sene tımarhaneye gider. insanın ruh sağlığı çöker arkadaşlar. bu adam ise basketbolu bıraktı. şöyle bir buçuk sene kadar kendini toparladı geri döndü. o sezonu orlando ile pas geçtiler. öbür sezonlar itibarıyla yine three peat yapıldı. yok artık…

– adam öyle bir seviye ki goat kuralları tamamen jordan üzerinden ilerliyor. yani bir basketbolcunun goat olabilmesi için önce jordan’ın bazı özelliklerini yakalaması lazım. yani istatistiksel olarak jordan’ı yakalamak aşırı güç ama geçilemez bir bariyer değil. tabii tamamen geçmek neredeyse çok zor. e hadi sayıyı geçtin diyelim, bunun savunması var, blok’u var, ribaund’u var, son topu kullanması var, playoff ortalamaları var ki şaka gibi, mvp’si var, şampiyonluk sayısı var falan… aşırı zor. yani 20 yıldır ıkınıp duruyorlar şunları geçebilmek için ama olmuyor bir türlü. hem de bu dönemde olmuyor. yani bir kişiyi geçtiğin zaman park gezisine çıkar gibi smaca çıktığın bir dönemde şu an nba. biraz playoff’ta canlanıyorlar, normal sezonda zaten kimse hiçbir şeyi iplemiyor. herkes mesafe tanımaksızın çatır çutur üçlük sokuyor yine olmuyor yine olmuyor.

– ama bu şey demek değil: “hiçbir zaman geçilemez.” hayır abi bütün istatistikler geçilebilir. özellikle jordan’dan sonra yüzük kazanmak için her yol mübah anlayışı çıktı. 2003-2004 lakers kadrosu ilk dinamiti çakan kadrodur. sonrası miami ile devam etti. the chosen one’dan girip decision’dan çıkan dwayne wade, chris bosh, lebronlu kadro. hoş orada da nowitzki’li dallas’a takıldılar ama abooovvv. e sonra kevin durant’li gsw kadrosu var. yani yüzüklerin efendisi yüzük kardeşliği kadroları bunlar. (burada curry için bir yorum yapılmamıştır. kendisi mükemmel kadro da olsa bok gibi kadro da olsa hala yerinde sapasağlam durmaktadır.) sonuç itibariyle bu kadro kafası devam ettiği sürece her türlü jordan’ın istatistikleri pekala da her alanda geçilebilir hem de bu oyun stilleriyle ama… burada şu an aşılamaz gözüken tek bir duvar var. yani şimdilik aşılması imkansız gözüküyor ama bakalım şu yeni nesiller bir alttan çıksın da o zaman konuşuruz…

Michael Jordan neden modern zamanların en büyük basketbolcusu?

peki nedir bu? jordan fundamentals

– işte burası zurnanın zırt ettiği yer. kobe bryant hariç daha yanına yaklaşanını bile görmedim ben. kimse görmedi açıkçası. yani herkes yüzük yüzük diye kafayı yiyor. e diyorsun ki “buyur babacım seni tutan yok. çık er meydanına yaka yaka geç ortalığı. bak daha önce yapılmışı var. hedefin orada duruyor. tek yapman gereken jordan gibi aklını ekmek peynirle yemen.” peki diyor basketbolcular. mesela atıyorum o sene jordan gibi yaka yıka oynuyorlar. yok normal sezonmuş yok playoff’muş falan ayırt etmiyorlar. yaradana sığınıp içeri girenleri mi ararsın? her bulduğu boşlukta üçlüğe gidenleri mi ararsın? savunmada her topa taze gelin gibi atlayanları mı ararsın? son top geldiği zaman bütün savunmayı yararak o topu kullanıp maç kazandıranları mı ararsın? her maça sanki son maçıymış gibi çıkanları mı ararsın? yani her şeyi yapıyorlar. maşallah lafımız yok, allah daha da güç kuvvet versin. bizim gibi basketbol izleyicilerinin işine geliyor açıkçası böyle şeyler çünkü bir hikaye bir tarih yazılıyor orada. e hadi diyelim yüzüğü de alıyorlar üstüne. hemen bütün kitle iletişim araçlarında jordan vs xxx oyuncu tartışmaları yapılıyor. tamam yine bir şey dediğimiz yok, yapılsın. hırs olsun, bereket olsun, biz demiyoruz ki jordan geçilmesin. biz diyoruz ki geçilecekse böyle geçilsin işte. sadece goat olmasın, god mode olsun istiyoruz. e her şey çok güzel derken öbür sene çöküyorlar. ağzına sıçayım istisnası yok şu durumun. ne oldu? önceki sene ne güzel yakıp yıkıyordun ortalığı, öbür sene ne değişti? yeteneğin mi eksildi? hayır. oyun görüşün mü değişti? hayır. oyun kuralları mı senin aleyhine değişti? hayır. fiziksel gücün mü azaldı? hayır. e ne değişti lan? her şey ne güzel gidiyordu işte. tabii ki bir şey değişti. ne değişti? mental bakış değişti. işte o basketbolcu, rüya gibi geçen bir sezonun ardından öbür sezonda da aynı şeyi yapacak mental gücü kalmadı.

heh işte arkadaşlar geçilmesi gereken bariyer o. milletin bir hadi bilemedin iki senede tükendiği bu mental durumu, jordan arka arkaya altı sene devam ettirdi. ama şöyle ama böyle. fark etmez. ettirdi mi? ettirdi. hırslanmak için gerekirse götünden düşman uydurdu. olmaz olaylara taktı. kendini gerekirse manipüle etti, ne yaptı etti o gücü kendinde yarattı. peki sonuç? e sonucu hepimiz biliyoruz.

sonuç bu


bu arada eklemeden geçemeyeceğim. bu goat tartışmalarında bir başka sıkıntı daha var. 90’lar daha internetin yaygınlaşmadığı, insanların bir maçı izlemek için kendini paraladığı bir dönemdi. üstümüze kürekle bilgi, analiz, veri, data, hede, hödö, bok püsür atılmadığı için basketbol içerisinde ortaya çıkan hikayeler çok daha ilginç geliyordu insanlara ve o kadar hikaye de yoktu. şimdi hikayeden kastım ne? amerikalılar, sporu bizim gibi izlemiyor agalar. birçoğu pazar eğlencesi tadında izliyor müsabakaları ve bu işin hikayeleştirilmesine bayılıyorlar. aslında amerikalılar değil bütün dünya bir şekilde buna bayılıyor. bakın aradan kaç sene geçti sporla ilgilenen herkes maradona’nın el ile attığı golü biliyorlar. tanrının eli hikayesi çıkmıştı oradan, ya da 2002 dünya üçüncülüğümüz ülkede hala meşhurdur çünkü oradan bir hikaye çıktı. amerikalılarda bu durum bayağı yoğun yaşanıyor. larry bird ile magic johnson çekişmesi mesela o dönem nba reytinglerini bayağı bir yukarı fırlatmıştı. ardına jordan’ın gelmesi zaten olayı bütün dünya seviyesine çekti.

neyse amerikalılar ta ezelden beri bu olaya bayılıyorlar işte. muhammed ali’nin hikayesi mesela, aradan 50-60 sene geçti. üstüne belki bir ton muhammed ali’den daha iyi boksör çıktı ama hala çoğunluğa göre kendisi goat. çünkü başarılarının yanında hikayesi adamın goat. aynı şekilde jordan’ın da öyle. flu game, iki tane three peat, trash talk’lar, mücadeleler, air jordan’lar, dream team’ler, space jamler, black jesus’lar, babasının ölümü, kumar, beyzbol hede hödö vs. zibilyar tane hikaye bıraktı jordan.

yalnız sonrasında şöyle kötü bir durum yaşandı…

o dönem sponsorluklar ve pr şirketleri jordan’a öyle bir yüklendiler ki buradan hayvani bir ekmek çıktı. ondan sonrada next jordan? hikayesi yaratmaya kalktılar. birçok basketbolcuyu bu potaya sokup rezil rüsva ettiler. artık dönemde internetin yaygınlaştığı bir dönemdi. insanlar her bilgiye, hikayeye, an’a, olaya, olguya, yoruma saniyesinde ulaşmaya başladı. e millete o kadar kürekle hikaye atmaya başladılar ki valla açıkçası hem insanlar bıktı hem de basketbolcular demir leblebi çiğnediler. yani jordan kafası üzerinden onu geçmeye çalışmak basketbolcuların çoğunu yedi bitirdi açıkçası. lebron bile bundan yara aldı açıkçası. the choosen one ya da decision hikayeleri falan jordan kafasında yazılmış hikayelerdi ve aşırı zorlamaydı bence. lebron all around bir basketbolcu. kişilik olarak da (elbet vardır egoları şu son zamanda. bırakın da olsun anasını satayım adam lebron…) mülayim, iyi huylu birine benziyor. e şimdi menajerler, reklam şirketleri vs. falan adama jordan hikayeleri yazmaya kalktılar ta en başından itibaren ama şunu unutuyorlar. lebron james, michael jordan değil ki. dediğim gibi bence lebron mülayim bir tip. işten eve, evden işe adamı. jordan mülayim biri değil ki. jordan dediğin adam ruh hastasının önde gideni. mesela kobe bryant sahada aynen jordan gibiydi ama saha dışında daha mülayim bir hali vardı. (hoş onunda taciz iddiaları falan vardı da konu bu değil.) ama jordan saha içi de saha dışı da bence psikiyatristlik biriydi. bu sebeple yaşadığı olaylardan çıkan hikayeler çok daha doğal, sağından solundan ellenmemiş duruyordu. şimdiki basketbolcuların yaşadıklarından çıkan hikayelerin hepsi aşırı zorlama ve jordan çakması duruyor. bu sebeple insanlar aşırı derecede darlanmış durumda.

bence en önemlisi şunun değişmesi gerekiyor

yani hem nba, hem medya, hem de reklam şirketleri basketbolculara hayalet kovalatıyorlar. jordan’ın hikayesinde onu geçebilmeniz için jordan olmanız lazım. başka bir formül üretilmesi lazım yoksa bu iş aşırı derecede kısır döngüye girecek. zaten lebron da farkında olacak ki son seneler şampiyonluk dışında istatistiğe de iyiden iyiye abanmaya başladı. zaten ana sıkıntıda burada başlıyor. jordan’ı goat olmaya götüren yol sadece istatistiksel değil. buradan çıkan başarılı hikayeler ve bu hikayelerle birleşen psikopatlık derecesindeki azim. hani hastalansa da, ölse de, geberse de, ayağı da kopsa yine bütün defansın içerisine girip bütün takımı blok’a kaldırıp üstlerinden smaç basma azmi… bu ruh insanlara sahici geliyor. günümüz basketbolu zaten böyle oynanmıyor. işte diyorum ya bazı yapıların değişmesi lazım, yoksa bu işin sonu gelmeyecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

thirteen + 16 =

%d blogcu bunu beğendi: